Aslına Yürümek

 Kendim üzerine çokça düşündüğüm bir dönemdeyim, yine. İnsanın kendi üzerine, varoluşu ve diğer var olanlar arasındaki konumu üzerine düşünmesi genelde iyidir. Ama bu düşünceler günlük yapıp etmelerimizi baltalamaya ve sık sık duraklatmaya başladığında tekrar bir durup düşünmemiz gerekir. Bu kadar çok düşünmememiz gerektiği üzerine düşünmek de bizi bir kısır döngüye sokuyor gibi görünse de... Neyse. Ne diyordum, kendim üzerine. Birkaç gün önce kendim üzerine düşünürken, düşünmeyi biraz abartmış olmalıyım ki 8-9 yaşlarındaki kendime kadar uzandı düşüncelerim. Net bir yaş vermek doğru olmaz aslında. Çocukluğuma indim diyelim. Böyle biraz daha havalı oldu. Çocuk ben, annesinin eteğinden ayrılmaktan çok korkan bir bendi. Çevresinde ne kadar güveneceği insan olursa olsun hep annesini arardı. Annesinin bir işi çıktı ve onu teyzelerinin yanına bıraktı diyelim, çok güvensiz hissederdi. Teyzelerinden bir zarar gelmeyeceğini bilmek yetmezdi ona. Çünkü annesi de oradayken ne yapması gerektiğini şaşırmazdı hiç. Annesi duruyorsa durur, yürüyorsa yürür, çıkıp gidiyorsa, zaten. İşte bu yaşlarda galiba çok kötü bir alışkanlık edindim: Her yerde güvenli kişi arama alışkanlığı. 

Zamanı biraz ileri alıp 15-16 yaşlarındaki bende durdum. Yeni bir sohbet meclisine katılmışım ve yüzleri ışıl ışıl parlayan bir sürü genç kız var yanımda. Ama birinin yüzü ayrı parlıyor. Ve bir tek o bir yerlere dalıp gittiğimi görüyor. Onu güvenli kişim seçiyorum. İlginç bir tabir oldu ama tam olarak böyle. Annemin eteğine nasıl tutunuyorsam, onun gözlerine de öyle. Sohbet meclisini çok seviyorum ama ancak güvenli kişim de oradaysa yerimi yadırgamıyorum. Sohbet başlıyor, onu takip ediyorum. Bitince yine onu. Çünkü o benim nereye dalıp gittiğimi biliyor, ben de onu takip edersem kaybolmayacağımı biliyorum.

Buraya kadar sorun yok. Sorun, şimdiki benin bundan mahrum olduğunu fark ettiğimde başladı. Dümdüz ifade etmek gerekirse bunu fark edince boğazım düğümlendi ve maalesef ağlamama engel olamadım. Hem de güvenli kişimden en çok mahrum hissettiğim yerde: üniversitede. O an karşıma çıkan ilk kişinin eteğine yapışıp, "güvenli kişim olur musun?" demek istedim. Yapabilirdim de belki ama güvenli kişinin ne olduğunu açıklama zahmetinden o an için korktum. Hem zaten, herkesten de olmuyor, biliyorsunuz. Kimse gözlerimin dalıp dalıp gittiğini görmüyor. Kimsenin de bu konuda zahmete girmek isteyeceğini düşünmüyorum. 

Kendi üzerime düşünmelerim sonucunda artık gözlerimi dalıp gittikleri yerlerden tek başıma toparlamam gerektiği sonucuna vardım. Kabul etmem gereken şeyi kabul ettim. Burada tutunabileceğim bir etek de yok, ışıltısını takip edeceğim bir çift göz de. Yolun bundan sonrasını kendi ayak izlerime bakarak gideceğim. Kendi aslıma yürüyeceğim. 

Yorumlar

Yorum Gönder